Online Teklif Sistemi
FacebookTwitterMail

Hastalıklar

Prostat

Böbrek

Mesane / İdrar Kesesi

Testis / Erkek Yumurtası

Üretra / İdrar Kanalı

Taş Hastalıkları

Cinsel Hastalıklar

Penis/Erkeklik Organı Hastalıkları

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Çocuk Ürolojik Hastalıkları

Sistoskopi

Düzenli Ürolojik Kontrol



"Prostat büyümesi yaşlılığın doğal bir sonucu olarak kabul edilmemeli. Mutlaka tedavi olunmalıdır!"

Prostat Kanseri

Prostat kanseri nedir?
Prostat kanseri neden gelişir?
Prostat kanseri daha çok hangi yaşlarda görülür? Toplumda yaygın mıdır?
Prostat kanseri oluşması önlenebilir mi?
Prostat büyümesi prostat kanserine neden olur mu?
Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?
Prostat kanserinden korunmak için ne yapmalıyız?
Prostat kanserinin evreleri nelerdir?
Kanserin prostat dışına sıçradığı nasıl anlaşılır?
Gleason skoru nedir? Önemli midir?
Prostat kanserinin tedavisi nedir?

 

Prostat kanseri nedir?

Prostat kanseri; prostatın kötü huylu- habis tümörüdür. Tümör, hücrelerin organda kontrol dışı olarak çoğalmasıdır. Habis tümörler sadece çoğaldıkları organı tahrip etmekle kalmaz, kan ve lenf dolaşımı ile başka organlara da taşınarak o dokuyu da tahrip ederler. Prostat dokusunda da kanser oluştuğunda;  hemen tespit edilip gerekli tedavi yapılmazsa, prostatta başlayan bu kanser komşu organlara da sıçrar. Yayıldığı idrar kesesi, meni kesesi ve kalın barsağın son bölümünde çeşitli şikâyetlere yol açar. Prostattaki bu kanser hücreleri, kan ve lenf dolaşımı ile vücuda dağılarak uzak organlara da yerleşirler. Bu yayılım en çok lenf bezlerine, kemiklere, akciğer, karaciğer ve beyine olur. Kanser hücreleri yayıldığı bu organlarda da çoğalır ve yerleştiği organın işlevlerini bozar. Kemiğe sıçradığında; kemik ağrıları ve kemik kırılmalarına neden olur ve kan hücresi üretimini bozarlar. En çok omurga kemiklerine yayılım yaparak felçlere de neden olabilirler. Akciğere yayıldığında;  solunum sıkıntıları, karaciğere yayıldığında; karaciğer yetmezliği gibi ciddi sorunlara yol açarak, hastanın kaybedilmesine neden olurlar. İdrar kesesine doğru yayılan prostat kanserleri, idrarın geldiği kanalları tıkayarak böbrek yetmezliğine yol açabilirler.

Prostat kanseri neden gelişir?

Prostatta kanser gelişmesinin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bazı risk faktörleri vardır. Bunlar:
Yaş: En önemli risk faktörü yaşlanmadır. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. 45 yaşından sonra prostat kanseri görülme riski başlamaktadır.
Ailesel yatkınlık: Ailede özellikle birinci dereceden akrabalarda, babasında, amcasında olanlar da diğer kişilere göre prostat kanseri gelişme riski 10 kat daha fazladır.
Irk: Siyahlarda daha fazla görülmektedir.
Aşırı yağlı kırmızı etten zengin beslenme: Yüksek yağ içeren besinlerle beslenen toplumlarda daha çok görülür. 
Erkeklik hormonu (Testosteron):  Ergenlikten önce kısırlaştırılmış erkeklerde prostat kanseri görülmemektedir. Bu durum; kanserin gelişiminde erkeklik hormonunun da bir rol oynadığını düşündürmektedir.

Prostat kanseri daha çok hangi yaşlarda görülür? Toplumda yaygın mıdır?

Prostat kanseri 40 yaşından önce çok ender görülür. 50 yaşından sonra ortaya çıkmaya başlar. 100 yaşına gelebilen bütün erkeklerde prostat kanseri gelişir. Ortaya çıkan prostat kanserlerinin %85’i 65 yaşın üstündeki erkeklerdedir. Yaş arttıkça gelişme riski artmaktadır.
70 yaşın üstündeki erkeklerin %30’unda gizli prostat kanseri vardır.

Dünyada her üç dakikada bir başka bir erkek prostat kanserine yakalanmaktadır! Ama erken yakalandığında tamamen kurtulmak mümkündür. Bir erkeğin bende de kanser çıkabilir korkusuyla zamanında gerekli kontrolleri yaptırmaması ve hastalığın zor tedavi edilebilir hale gelmesine sebep olması yapabileceği en büyük hatadır.

Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserdir. Ama en sık ölüm nedeni değildir. Bunun nedeni; prostat kanserinin ileri yaşlarda görülmesi ve yavaş ilerlemesidir.  Bu arada hastaların birçoğu ayrıca var olan kalp yetmezliği gibi başka birçok hastalıktan dolayı hayatlarını kaybedecektir. Yapılan bir araştırmada 2009 yılında Amerika’da 200 bin erkekte prostat kanseri ortaya çıktığı saptanmıştır. Aynı yıl 30 bin erkeğinde prostat kanserine bağlı nedenlerle hayatını kaybettiği belirtilmiştir. Prostat kanseri yaşamı boyunca her 6 erkekten birinde gelişecek kadar çok sıktır. Ve bu erkeklerin 30 tanesinden biri de bu hastalık nedeniyle kaybedilir.  

 

Prostat kanseri oluşması önlenebilir mi?

Kanser gelişimini önleyici bir tedbir halen yoktur. Genel sağlığınızı koruyucu tedbirler almak; özellikle bol domates olmak üzere sebze ağırlıklı beslenmek, yağdan fakir diyet önerilir. Domates içinde bulunan likopen adlı antioksidan maddenin prostat kanseri riskini azalttığı üzerinde durulmaktadır. Prostat kanserinin domates sosu çok tüketenlerde %36 oranında daha az görüldüğü ileri sürülse de ilginç olan domates suyunun tüketiminin koruyucu etkisinin bulunmamasıdır. Bu konuda pişirilmiş domatesin daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir.

Prostat büyümesi prostat kanserine neden olur mu?

İyi huylu prostat büyümesi prostat kanserine yol açmaz. Fakat her iki hastalık aynı anda birlikte mevcut olabilir. Benzer şikâyetlere yol açarlar ama her iki hastalığın tedavileri tamamen farklıdır.

Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?

Prostat kanserinin kendine has belirtisi yoktur. Yıllarca hiçbir belirti vermez ve çok yavaş ilerler. Kanser ancak çok ilerlediğinde

Prostat kanseri özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır. Kanser; varlığına ait yıllarca hiçbir belirti vermeyebilir!

belirtiler verir. Bu nedenle yayılım yapmadan yakalanabilmesi için erkeklerin belli bir yaştan itibaren hiçbir şikâyetleri olmasa da prostat muayenesi ve PSA testi yaptırması hayat kurtarıcıdır. Beraberinde prostat büyümesi varsa bu büyümeye ait idrar yapma zorluğu, sık idrara çıkma, idrardan kan gelmesi ve gece idrara kalkma gibi şikâyetler olur. Kanserin kemiklere yayılmasıyla kemik ağrıları, özellikle bel ve kalça kemiklerinde ağrılar ortaya çıkar. Bazen çok ilerlemiş olsa bile hiçbir şikâyete yol açmayabilir. Birçok erkek prostat kanseri olduğunu dahi fark edemeden başka hastalıkları nedeniyle hayatını kaybeder. Bazı erkeklerde ise prostat kanseri erken yaşlarda ortaya çıkıp, hızlı gelişip, süratle diğer organlara yayılmaktadır. Böyle hastalarda doğrudan prostat kanseri ölüme sebebiyet verebilir.

 

Prostat kanserinden korunmak için ne yapmalıyız?

prostat_kanseri Prostat kanseri; günümüzde çok erken safhada, daha prostat içinde sınırlıyken yakalanabilmektedir. Böylece prostat kanserinden tamamen kurtulma şansı elde edilir. En önemli önlem 50 yaşından sonra yılda bir düzenli olarak prostat muayenesi ve PSA ölçümü yaptırmaktır. Yakınlarında prostat kanseri olan erkekler kontrollere 40 yaşından itibaren başlamalıdır. Şüpheli durumlarda TRUS ve prostat biyopsisi yapılarak hastalık erkenden yakalanır.

Makattan parmak muayenesi:

prostat kanserParmak makata yerleştirilir. Prostatın büyüklüğü, kıvamı incelenir. Prostat yüzeyinde fark edilen düzensizlik ve sertlik kanser varlığı lehine yorumlanır. Parmak muayenesinde ancak belirli bir boyuta ulaşan kanserler hissedilebilir. Muayenede normal olarak görülen prostatta kanser odağı olabileceği bilinmelidir.

 

PSA (Prostat spesifik antijen):

PSA; sadece prostatta üretilir. Büyük kısmı menide bulunur ve meninin sıvılaşmasını sağlar.  Çok düşük miktarda da kanda bulunur. Prostatta herhangi bir anormallik olduğunda kandaki PSA düzeyi anormal şekilde yükselir. Prostat kanserinin erken evrelerinde; henüz belirti vermediği dönemde dahi kan düzeyinin yükselmesi sayesinde prostat kanserinin erken dönemde yakalanmasını sağlar. Tek başına kesin

Erken teşhis hayat kurtarır! Prostat kanserini erken evrede yakalamanın tek yolu düzenli prostat muayenesi ve PSA ölçümüdür. Prostat kanserinden değil, geç kalmaktan korkunuz!

tanıyı koyduramaz. Yüksek düzeyde ise prostat biyopsisi yapılarak tanı kesinleştirilir. Prostat kanserinin teşhisinde olduğu kadar; hastalığın nasıl seyrettiği, tedavi sonrası hastada geride kanser kalıp kalmadığı, vücudun başka yerinde kanser varlığı ve hastalığın yeniden ortaya çıkıp çıkmadığı hakkında bilgi verir. PSA düzeylerinin aralıklı olarak ölçülmesi hastalığın gidişatını gösterir.

 

Prostat kanserlerinin %10’unda PSA
yükselmemektedir. Bu nedenle prostat kontrolünde sadece PSA’ya güvenmemek gerekir. Hasta makat muayenesi ve PSA düzeyi ile birlikte değerlendirilmelidir. Birinde anormallik olması prostat kanseri olasılığını arttırır. Makattan prostat muayenesi normal ve PSA da normal seviyelerde ise fazla endişelenmeye gerek yoktur. Muayene bulguları ve test sonuçları normalse senede bir takip yeterlidir. Yüksek PSA düzeyinin saptandığı vakalarda emin olmak için kısa süre sonra test tekrarlanabilir.
PSA’nın düşük olması o kişide kesin olarak prostat kanseri olmadığını göstermeyeceği gibi, yüksek olması da kesin bir şekilde kanser varlığının habercisi değildir. Erken evredeki prostat kanserlerinin %30’unda PSA normal düzeylerde çıkar. Bu nedenle yılda bir PSA ölçümünün tekrarlanması önemlidir.

PSA düzeyi normalde 4 ng/ml’nin altında olmalıdır. Ama değerlendirme yapılırken hastanın yaşı da göz önünde tutulur. Çünkü kanser olmasa da yaşın artışıyla birlikte kabul edilen PSA normal değerleri de yükselir. PSA’nın 50 yaşına kadar 2,5 ng/ml olması gerekirken; 70 yaşından sonra 6,5 ng/ml’ye kadar yükselmesi normal kabul edilir. Ayrıca PSA da yılda 0,75 ng/ml' in üzerinde artış olması önemlidir. Hastada PSA düzeyi ne kadar yüksekse, prostat kanseri olma olasılığı da o denli yüksektir.

 

Erken teşhis için 50 yaşın üstündeki sağlıklı erkeklerde yılda bir PSA testi yapılmalıdır. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkekler de ise 45 yaşından itibaren yılda bir PSA takibi gerekir.

PSA 10 ng/ml’nin altındaysa, kanser 10 hastanın 7’sinde prostat içinde sınırlı durumdadır. Eğer 10 ng/ml’nin üzerindeyse prostat dışına sıçradığı düşünülür. PSA 4-10 arasında ise 10 hastanın birinde kanser; lenf bezlerine sıçramıştır.  Gleason skoru 6 ve üstü; PSA 20-30 ng/ml seviyesinde ise kanser prostat bezi dışına yayılmıştır.
PSA testi ile tedavinin başarısı ölçülebilir. PSA; radikal prostat kanseri ameliyatını takiben 2-3 hafta içinde ölçülemeyecek seviyeye düşer. Ameliyat sonrası PSA artarsa tümörün tekrarladığı anlaşılarak hastaya ışın tedavisi uygulanır. İlk olarak ışın tedavisi uygulanmış hastalarda PSA düşse de belirlenebilir bir seviyede kalır. Eğer PSA da ilerleyici bir yükselme olursa kanserin tekrarladığı ortaya çıkar. Yine prostat kanserinin vücuda yayıldığı hastalarda hormon tedavisi yapılır ve burada kullanılan ilaçlar da PSA düzeyini düşürür. Yine tedavi devam ederken PSA yükselişe geçiyorsa kanserin ilerlediği anlaşılır.

PSA yüksekliğinin tek nedeni prostat kanseri değildir. PSA kanser dışı bazı nedenlerle de yükselmiş olabilir. Ama bu yükseliş daha çok geçici olur. Prostatın iyi huylu büyümesinde PSA yükselebilir. Prostat büyümesi olan hastaların %30’unda PSA 4 ng/ml’nin üzerine çıkar.

PSA! Hayatınız bu harflere bağlı olabilir!

Ayrıca prostat iltihabında, makattan muayene sonrası, cinsel ilişkide meni boşalması sonrası, kuvvetli prostat masajı sonrası, prostat biyopsisi ve sonda konması durumlarında da PSA geçici olarak yükselir. Finasterid ve dutasterid gibi ilaçlar ise PSA düzeyini düşürür. Finasterid kullanımı PSA’yı 6 ayda yarıya indirir. Bu durumlar göz önüne alınmalı ve PSA yüksek bulunduysa bir süre sonra tekrar ölçüm yapılarak değerlendirme yapılmalıdır.

 

Transrektal Ultrasonografi (TRUS):

Makat bölgesinden ultrason yapılarak prostat incelenir. Genellikle parmak muayenesi şüpheli ve PSA değeri yüksek olanlarda kanser ihtimali yüksek hipoekoik alanları belirlemek ve beraberinde biyopsi yapmak için kullanılır.

Prostat biyopsisi:

prostat kaseriTRUS yardımıyla makattan girilerek özel bir iğne ile prostattan mikroskop altında incelenmek üzere küçük parçalar alınır. İşlem bölgesel uyuşturma yapılarak uygulanır. Özellikle kanser şüphesinin olduğu alanlardan olmak üzere 10’dan fazla parça alınır. Alınan prostat dokuları patolojide mikroskop altında incelenir. Biyopsi tarihinden 8-10 gün öncesinden eğer alınıyorsa aspirin veya diğer kan sulandırıcıların bırakılması gereklidir. Biyopsi öncesi idrar tahlili yapılarak idrarda enfeksiyon olmadığı görülmelidir. Enfeksiyon olmasa da koruyucu antibiyotik tedavisine işlemden önce başlanır. Biyopsi sabahı lavman yapılarak barsaklar temizlenir.

Prostatta kanser varlığı ancak biyopsi ile kesinleşir. Makattan muayene ve PSA yüksekliği; kesin tanı için yeterli değildir. PSA yüksek olmasına rağmen, yapılan prostat biyopsisinde bazen kanser çıkmayabilir. Bu kesinlikle kanser yoktur anlamına gelmez. Böyle hastalar yakın takip edilmeli, 6 ayda bir muayene ve PSA testi ile kontrolleri yapılmalıdır. Gerektiğinde ikinci, üçüncü kez prostat biyopsileri tekrarlanmalıdır. Bu şekilde yakalanan birçok prostat kanseri hastası vardır. 
İşlem sonrası idrarda ve menide kan görülebilir. Bazen makattan da kan gelebilir. Bunlar bir süre sonra düzelir. Bazı hastalarda da ateş yükselmesi ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda prostat iltihabı gelişmiş olabileceğinden mutlaka doktorunuzu haberdar etmeniz gerekir. Uygun tedaviyle durum kısa sürede düzelir.

Patolojide kanser teşhis edilince; bu kanserin ne kadar saldırgan olduğu ve kanserin kötülük derecesi patolojide gleason skorlaması ile belirlenir. Gleason skoru ne kadar yüksek ise hastalık o kadar kötüdür.

Kemik sintigrafisi:

prostat kemikBu tetkik ile kemiklere sıçramış kanser olup olmadığı anlaşılır. Bu tetkikin bütün hastalara yapılmasına gerek yoktur. Yeni teşhis edilmiş, belirti vermeyen, evre1 ve 2 hastalığı olan, PSA değeri 15 ng/ml altında olan hastalarda kemik taraması göz ardı edilebilir. Ancak PSA 15 ng/ml üzerinde ise, bölgesel olarak yayılım yapmış ise bu hastalarda kemik yayılımı olma ihtimali yüksek olduğundan kemik taraması yapılması gerekir. Hastaya radikal bir ameliyat planlandığında kemiklere yayılım olmadığından emin olmak için yapılması uygun olur.

Prostat kanserinin evreleri nelerdir?

Kanserin bulunduğu yer, prostat dışına yayılım yapıp yapmadığı ve ne büyüklükte olduğu evreleme sistemi ile ifade edilmektedir. Buna göre;

Evre 1: Kanser prostat dokusunun içinde ve çok küçük bir alandadır. Hastada hiçbir şikayet yoktur. Muayenesi de normaldir. Yapılan prostat ameliyatı sonrasında çıkarılan parçalarda kanser saptanır. Veya PSA yüksekliği nedeniyle yapılan prostat biyopsisin de ortaya çıkar.
Evre 2: Kanser prostat dışına sıçramamıştır. Yapılan prostat muayenesinde kanser varlığı belirlenir. Alınan biyopsi ile kanser varlığı kesinleştirilir.
Evre 3: Kanser prostat bezi dışına; meni keselerine, mesane boynuna, komşu organlara yayılmıştır.
Evre 4: Kanser uzak organlara yayılmıştır. Lenf bezlerine, kemiklere, akciğere, karaciğere sıçramış olabilir. 

Kanserin prostat dışına sıçradığı nasıl anlaşılır?

Kanser varlığı belirlendikten sonra bazı ek tetkikler yapılarak sıçrama yapıp yapmadığı, bölgesel olarak ne kadar dağıldığı, çok veya az habis olup olmadığı araştırılır. Hastalığı evrelemek nasıl bir tedavi yapılacağına karar vermede önemlidir.

Akciğer filmi: Akciğere sıçrama var mı değerlendirilir. Şüpheli görünüm varsa akciğer tomografisi çekilir.
Batın Tomografisi: Lenf bezlerine yayılım varsa görülür. Yayılım mikroskobik düzeyde ise bunlar belirlenemez. Daha çok PSA’nın 20 ng/ml ve Gleason skorunun 7’nin üzerinde olduğu durumlarda lenf bezlerine olan yayılımları değerlendirmek için tercih edilir.
Endorektal Manyetik Rezonans Görüntüleme: Prostatın komşu organlara yayılımını daha iyi belirleyebilir.
Kemik sintigrafisi: Kemiklere sıçrama olup olmadığı hakkında bilgi verir.
Lenf bezi biyopsisi: Ameliyatla lenf bezleri çıkarılarak incelenir.
Kanda Alkalen Fosfataz ve Kalsiyum Düzeyi: Belirgin artış varsa kemik yayılımına işaret eder.
Asit Fosfataz: Yükselmişse prostat dışına sıçramaya işaret eder.
Tam Kan Testi:  Anemi var mı bakılır. Yayılım varsa anemi izlenir.
Üre: Eğer her iki üreter kansere bağlı tıkanmışsa üre ve kreatinin düzeyleri yükselir.

Gleason Skoru nedir? Önemli midir?

Kanser tespit edildikten sonra bunun ne oranda tehlikeli olduğu, bu kanserin yayılma hızının ne olduğu, hastalığın gidişatının nasıl olacağı, hastalığın habislik derecesi belirlenir. Bunu belirlemek için gleason skorlama sistemi kullanılır. Burada tümörden alınan parça mikroskop altında incelenir ve habis hücrelerin normal hücrelerden ne düzeyde saptığı belirlenir. Habis hücrelere bu sapma düzeylerine göre 1 ile 5 arasında değerler verilir. Sağlıklı hücrelere en çok benzeyenler 1, en fazla bozulmuş hücrelere ise 5 skoru verilir. En çok görülen ve ikinci sıklıkla görülen habis hücre skorları toplanır ve gleason skoru böylece ortaya çıkar.
Skor 2 ile 10 arasında değişir. Gleason skoru ne kadar yüksekse kanser o oranda saldırgan olur ve hastalık hızlı ilerler ve prostat dışına sıçrama ihtimali yüksek olur. Kanserin skoru düşükse, kanser daha yavaş ilerler ve hastalıktan kurtulma ihtimali daha yüksektir.
Gleason skoru 2-4 arasında olan kanserler yavaş ilerler, 5-7 arasındakiler orta düzeyde hızla ilerler ve 8-10 arası kanserler çok hızlı ilerler ve sonuçları genelde kötüdür. Gleason skoru 2-4 arasında ise; kanserin 10 yıl içinde prostat dışına yayılma ihtimali  %25’ dir. Skor 5-7 arasında ise %50 ve 8-10 arasında ise %75 ihtimalle 10 yıl içinde kanser prostat dışına sıçrayacaktır.

Tedavisi Mümkün Müdür?

Evet. Erken yakalandığında  - prostatta sınırlı kalmış ve yayılmamışsa -  prostat kanserinden tamamen kurtulmak yapılacak tedaviyle mümkündür. Bu nedenle hiçbir şikayeti olmayan sağlıklı erkeklerin yılda bir kez üroloji uzmanına muayene olmaları ve gerekli testlerin yapılması kanserin belirti vermediği erken dönemde yayılım yapmadan yakalanması açısından büyük önem taşımaktadır.
Prostat kanserinde kesin tedavi, hastalık ancak yayılmamışsa ve prostatta sınırlı kalmışsa mümkündür.

50 yaş üzerindeyseniz prostat kanseri riski taşımaya başlamışsınız demektir. Yılda bir prostat muayenesi ve Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi yaptırmanız hayat kurtarıcı olabilir.

Prostat kanserinde tedavinin amacı; hastanın yaşamını uzatmak, yaşam kalitesinin düşmesini engellemek, ailenin ve toplumun aktif bir üyesi olarak yaşamasını sağlamaktır. Ancak hastalık ilerledikçe başarılı tedavi tanımı değişir. Erken evredeki prostat kanserinin başarılı tedavisi genellikle bunun kesilip çıkartılması ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılması ile özdeştir. Buna karşın ilerlemiş prostat kanserinin tedavisi ise yakınmaların ortaya çıkışının geciktirilmesi veya engellenmesi (bazen yıllarca) anlamına gelir. Bu nedenle prostat kanserinin tam olarak tedavisi hastalığın erken dönemde yakalanması ve uygun biçimde tedavi edilmesi ile mümkündür.

 

Prostat kanserinin tedavisi nedir?

Prostat kanseri saptandığında nasıl bir tedavi yapılacağına karar vermede etkili olan bazı faktörler vardır. Hastanın kaç yaşında olduğu, başka sağlık sorunu olup olmadığı, kanserin prostatta sınırlı olup olmadığı, uygulanacak tedavinin istenmeyen etkileri, PSA yüksekliği ve kanser hücrelerinin özelliğini gösteren gleason skoru yapılacak tedaviyi belirlemede göz önünde bulundurulur.
Tedavide; sadece takip etme, radikal ameliyat, radyasyon tedavisi, hormon tedavisi ve kemoterapi yöntemlerinden biri uygulanır. Gerektiğinde bu tedaviler birlikte de uygulanabilir.
Kanser erken evrede yakalanırsa bundan tamamen kurtulmaya yönelik tedaviler tercih edilir. Kanser yayıldıktan sonra saptanmışsa yani kanser hücreleri tamamen temizlenemeyecek ya da öldürülemeyecek kadar çoğalmış ise bu durumda kanserin büyümesini yavaşlatmayı veya durdurmayı amaçlayan tedavi seçenekleri ön plana çıkar. Yakınmaların bir süre engellenmesi veya ortaya çıkmalarının geciktirilmesine yönelik tedaviler yapılır ve yaşam kalitesi yükseltilmeye çalışılır. Prostat kanserinin yayılma yaptıktan sonra tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir.

Kanser teşhis edildiğinde prostat dışına taşmamış ise hiçbir tedavi verilmese bile prostat kanseri yavaş ilerlediğinden dolayı hasta en az 5 yıl sağ kalır. Hasta 70 yaşın üstündeyken prostat kanseri saptanırsa; bu hastalara genellikle radikal ameliyatlar önerilmez. Yine teşhis edildiğinde hastalık prostat dışına yayılmışsa radikal ameliyat önerilmez, ilaç tedavileri veya ışın tedavileri tercih edilir.

Prostat kanserinde uygulanan tedaviler şunlardır:

Bekle- İzle Yakın Takip Protokolü :

Bu durumda hastaya herhangi bir tedavi uygulanmaz. 6 ayda bir parmakla makattan muayene ve PSA testi yapılarak hasta takip edilir. Gerekli görülürse prostat biyopsisi tekrar yapılır. Bu yöntem; 70 yaşın üzerindeki hastalarda, genel sağlık durumu ameliyatı kaldıramayacak olanlarda, hastanın beklenen yaşam süresi 10 yıldan az ise, kanser çok küçük bir odakta ve düşük dereceli ve yavaş ilerleyen türde ise tercih edilebilir. Bu tarz yavaş ilerleyen, düşük dereceli prostat kanserlerinde hastanın 10 yıl yaşam kalitesi bozulmadan yaşama şansı yüksektir. Hasta 50-60 yaşlarında ise bu yöntem uygulanmaz. Çünkü hastanın beklenen yaşam süresi uzun olduğundan;  kanser mutlaka ilerleyerek, hasta için ölümcül olabilecek rahatsızlıklara yol açabilecektir. Bekle-izle yönteminin tercih edildiği hastalar; radikal cerrahinin ve ışın tedavisinin kötü etkilerinden korunmuş olur. Yani hasta diğer tedavilerde ortaya çıkan iktidarsızlık ve idrar tutamama gibi durumlarla karşılaşmadan yaşamaya devam edebilir. Ayrıca kanser beklendiğinden hızlı ilerliyorsa; ameliyat ve ışın tedavisi tekrar düşünülebilir.

Radikal prostatektomi :

Eğer kanser prostat bezinin dışına sıçramamış ise bu tedavi ile kanserden tamamen kurtulmak mümkündür. Bu ameliyatta; prostat bezi, onu saran kapsülü ve meni keseleri ile birlikte çıkarılır. Ameliyat;  retropubik, perineal veya laparoskopik yolla yapılabilir. 70 yaşın altındaki genel sağlık durumu iyi olan, kanserin tanıdığı yaşam süresinden daha fazla yaşayacağı düşünülen hastalarda tercih edilir. Kanser tamamen çıkarılan dokunun içinde kalmışsa, hastalık tam olarak tedavi edilmiş demektir. Bu durumda ameliyattan sonra PSA değerleri ölçülemeyecek kadar düşer, sıfıra yakın olur. Ameliyat esnasında alınan lenf bezlerinde mikroskopik düzeyde tümör varlığı saptanırsa bu hastalara ameliyat sonrası ışın tedavisi uygulanır. Eğer ön tetkiklerin aksine ameliyat esnasında kanserin çevre dokuya veya lenf bezlerine fazlaca yayılmış olduğu görülürse ameliyat bırakılabilir. Kanser tamamen çıkarılamayacağı için ameliyat anlamsız olur. Bu durumda hastaya ışın tedavisi gibi diğer tedavi seçenekleri öngörülür. Ameliyat edilen hastaların %10 kadarında mikroskop altında tespit edilebilecek küçüklükte tümör kalıntıları prostatın çıkarıldığı bölgede kalabilir. Bu hastalara sonradan ışınlama tedavisi yapılması yerinde olur.
Bu ameliyatın; iktidarsızlık gelişmesi ve idrar tutamama gibi istenmeyen etkileri vardır. Ameliyat sinir koruyucu tarzda yapılırsa bazı hastalarda iktidarsızlık gelişmesi önlenebilir. Ama sertleşmenin kaybolmaması pahasına ameliyatta tümörün tamamen çıkarılamaması gibi bir riske girmemek gerekir. 50 yaş ve altında sinirlerin korunduğu ameliyatlarda sertleşmeyi koruyabilme oranı %60-80 iken 70'li yaşlarda oran %15-25'tir. Ameliyat öncesi sertlik  oluşturmada güçlük varsa ameliyat sonrası risk daha fazladır.
Ameliyat sonrası hastalarda geçici olarak az veya çok oranda idrar tutamama görülür. Bu idrar tutamama birkaç gün sürebileceği gibi birkaç hafta veya ay sürebilir. Ameliyat edilen hastaların %5-10 kadarında kalıcı olarak idrar kaçırma sorunu olur.

Radyoterapi (ışın tedavisi) :

İleri yaşlı, ameliyatı kaldıramayacak başka hastalıkları da olan, ameliyat tedavisini istemeyen hastalarda, kanserin prostat içinde sınırlı olduğu yayılım yapmamış hastalarda ameliyat yerine veya ameliyatın ardından bu bölgede kalmış olabilecek kanser hücrelerini yok etmek için veya kanserin prostat dışına yayılmış olduğu ameliyat edilemeyen hastaların tedavisinde, kanser ağrılarının giderilmesinde ve kanserin çevre dokulara bölgesel yayılım yapmış olmasına rağmen ameliyat edilmiş hastalarda ameliyata ilave olarak ışın tedavisi uygulanabilir. Prostat tümörlerinin takriben %20 kadarı ışınlama tedavisine ya hiç ya da uzun vadede hiç cevap vermezler. Bu hastalarda PSA değerleri düşmez veya tekrar yükselir. Bu durumda hormon tedavisi uygulanır.

Prostat içinde sınırlı kalmış olan kanserlerin tedavisinde 10 yıllık dönemde ameliyat kadar etkilidir. Yani sadece prostatta sınırlı kalmış kanserlerde ameliyat ve ışın tedavisi eşit iyileşme sağlar.  Ancak 10 yıldan sonraki takipli hastalarda sonuçlar biraz daha cerrahi tedavi lehinedir. Işın tedavisinden önce hormon tedavisi başlanır ve beraber olarak devam ettirilirse tedavi sonuçları daha iyi olur.

Işın tedavisi dışarıdan verilebileceği gibi, radyasyon yayan çekirdeklerin prostat içine yerleştirilmesiyle de (brakiterapi) uygulanabilir. Her iki yöntem bir arada da kullanılabilir. Dışarıdan ışınlama tedavisi 6-7 hafta sürdürülür. Haftada 5 gün uygulanır.  Brakiterapide ışın çekirdekleri anestezi altında ultrason yardımıyla prostat içine yerleştirilir. Yaklaşık 80 kadar radyoaktif çekirdek yerleştirilir. Çekirdeklerdeki radyasyonun tamamen tükenmesi ortalama 1 yılı bulur. PSA değerinin belirgin bir şekilde düşmesi ameliyatın aksine aylarca sürebilir.

İktidarsızlık veya idrar tutamama gibi yan etkilerin ışın tedavisinden sonra da ortaya çıkması mümkündür. Işın tedavisi idrar kesesi ve bağırsak iltihaplanmasına yol açar. Buna bağlı hastada ishal ve kanama meydana gelir. Şikâyetler geçici veya uzun süreli olabilir. İdrar yapma güçlüğü, sık idrara çıkma ve sürekli idrar yapma isteği olur. Şua tedavisi hastalarda aşırı yorgunluk oluşturur. Işının verildiği bölgede ciltte kızarıklık, kuruluk ve gerginliğe sıkça rastlanır.

Hormonal tedavi :

Hormon tedavisi ileri evre hastalarda;  komşu dokuya, lenf bezlerine veya kemiklere yayılmış prostat kanserleri olanlarda uygulanır. Bu tedavi genellikle kanserin prostat dışına yayıldığına dair bulgular olmadıkça kullanılmaz. Ameliyatla veya ışınlamayla tümör dokusunun tamamen alınması veya yok edilmesi mümkün değilse veya ameliyat ya da ışınlama tedavisi sonrasında hastalık tekrarlarsa hormon tedavisi yapılır.

Bu tedavi yöntemi hastalık seyrini olumlu etkiler. Ameliyat ve birlikte hormon tedavisi şimdiye kadar standart yöntem olarak görülmemiştir. Ancak hastalık komşu dokuya, lenf bezlerine veya kemiğe yayılmış ve ameliyat yerine ışınlama tedavisi yapıldıysa, ışınlamaya ilaveten bir hormon tedavisi mantıklıdır. Hormon tedavisine,  ışınlama ile beraber veya ondan önce başlanır ve ışınlamadan sonra da devam edilir. İlerlemiş prostat kanserinin tedavisinde amaç hastalığın daha da büyümesine engel olmaktır.

Prostat kanseri hücreleri, erkeklik hormonu olan androjene bağımlıdır ve onun sayesinde gelişip çoğalmaktadır. Yani erkeklik hormonu hastalığı alevlendirici bir etki yapmaktadır. Eğer vücuttaki testosteron miktarı azaltılırsa, kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatmak ve hatta durdurmak olanaklıdır. İlerlemiş prostat kanserinde hormon tedavisi ile kanser hücrelerinin beslenmesi engellenir. Hormon tedavisi bu nedenle prostat kanserinin tedavisinde kullanılmaktadır. Hormon tedavisi belirtilerin ortaya çıkmasını erteleyebilir ya da var olan belirtilerin şiddetini azaltabilir. Ancak tam tedavi sağlamaz. Tedavinin etkisi zamanla azalır. Zaman içinde prostat kanseri hücreleri çok az erkeklik hormonuyla veya hiç hormon olmadan büyüyebilecek hale gelirler. Bu gerçekleştikten sonra hormon tedavisi etkisini yitirir. Hormon tedavisi, bu tedaviye direnç gelişmesi beklenen 1-3 yıl içinde %80 oranında etkilidir. On hastadan sekizinde bu tedavi şekli olumlu netice verir.

Bu tedavide amaç vücuttaki testosteron hormonunu ortadan kaldırmak veya baskılamaktır. Bir erkek, hormon tedavisi aldığında vücudundaki erkeklik hormonu seviyesi düşer. Hormon seviyesindeki bu düşüş vücudun başka yerlerine yayılmış olsa da  tüm kanser hücrelerini etkiler.

Testosteron üretimi; hormon üretimini bastıran ilaçların verilmesi veya hormon üreten testis (erkek yumurtası) dokusunun ameliyatla alınması ile engellenir. İlaçlarla hormon üretiminin durdurulması veya cerrahi ile testislerin alınması aynı etkiyi gösterir.

İlaç tedavisi:

Erkeklik hormonunun % 90’ı testislerde üretilmektedir. Beyinden testislere bu hormonu üretmesi emri verilir. Bu emri testislere taşıyan bir başka hormon vardır. İşte bu hormonun etkisi ortadan kaldırılarak testislerin testosteron üretmesi engellenebilmektedir. Bu işi gören maddeye LH-RH analoğu denir.  LH-RH analogları, testislerdeki hormon üretimini bu şekilde dolaylı olarak durdururlar. Bunların etkisi, tedavi sürdüğü müddetçe devam eder. LH-RH analogu depo preparat olarak verilir. Yani ayda bir veya üç ayda bir yapılan iğne ile bu süre boyunca tedavi sağlanmış olur. İlaç karın derisinin altına enjekte edilir ve etken madde buradan yavaş ve düzenli olarak vücuda salınır. PSA ölçümleri yapılarak tedavinin başarılı olup olmadığı izlenir.

LHRH agonistleri; leuprolid ve goserelin olarak bulunmaktadır.

Leuprolid :

Eligard 22.5 mg sc 3 ayda bir ( 475,48 TL /21.08.2012)
Eligard 7.5 mg sc  ayda bir (193.49 TL)   
Lucrin depot 3.75 mg 1 ay im/sc (251.04 TL)
Lucrin depot 11.25 mg 3 ay im/sc (652,77 TL)

Goserelin:

Zoladex depot 10,8 mg sc 3 ayda bir (445,77 TL) 
Zoladex depot 3,6 mg sc ayda bir (154,05 TL)

LH-RH analogları ile tedavinin başlangıcında kısa bir süre için testosteronun üretimi artsa da, sonradan tamamen durur. Bu hormon üretiminin geçici olarak alevlenmesini bloke etmek için ek olarak bir ila iki hafta süresince antiandrogenler kullanılır. Bu maddeler de antihormonal tedaviye hizmet eder. Antiandrogenler; testosteronun hücrelere bağlanma yerlerini bloke ederek, erkeklik hormonunun bağlanamamasını ve etkisini gösterememesini sağlarlar.

Ayrıca böbreküstü bezleri de testosteron etkisi olan hormonlar üretir. Bunlara androgen diyoruz. Androjenler kalan % 10’luk erkeklik hormonu bölümünü oluşturur. LHRH analogları bunların üretimini etkileyemez. Böbreküstü bezlerinden salgılanan androjenlerin etkilerinin engellenmesi amacıyla kullanılan ilaçlara antiandrojenler adı verilir. Bu ilaçlar testosteron ile yarışarak onun yerine kanser hücrelerine bağlanırlar ve böylece testosteron etki gösteremez. Günde 1-3 defa alınan Flutamid, Bikalutamid, Nilutamid bu amaçla kullanılan ilaçlardır. Tam bir androjen blokajı için LHRH analogları ile birlikte kullanılırlar. Bu tedavi vücuttaki erkeklik hormonu etkisini tamamen ortadan kaldırır. Tam androgen blokajı yöntemi standart değildir. Bu yöntemin herhangi bir avantajı kesin olarak ispatlanamamıştır. Genellikle sadece bir antiandrogen veya bir LH-RH Analogu tedavisi uygulanmaktadır, çünkü yan etkileri daha azdır.

Flutamid :

Eulexin 250 mg 100 tablet/ günde 3 kez  (74,40 TL)

Bikalutamide:

Casodex 150 mg 28 tablet (177,25 TL)
Casodex 50 mg 28 tablet (61,12 TL)
Procalut 150 mg 28 tablet (177,25 TL)
Procalut  50 mg 28 tablet (55,14 TL)

Aralıklı hormon blokajı tedavisi:

İlerlemiş safhadaki tümörlerin hormonla tedavisinde ilaçlar etkili olduğu müddetçe sürekli kullanılır. Ancak ileriki muayenelerde tümörün büyümeye devam ettiği tespit edilirse veya yeni tümör yayılım odakları oluşursa, tedavi şeklini değiştirmek gerekir. PSA değeri, hormon tedavisi ile geniş ölçüde normal değerlere ulaşmalıdır. Yapılan ölçümler neticesinde PSA’nın gittikçe arttığı görülürse, tümör hormona karşı duyarsızlaşmış olabilir. Aralıklı ilaç tedavisi verilmesi bu durumlarda kullanılır. Fasılalı androgen blokajı metodunda, önce birkaç ay tedavi uygulanır, sonra birkaç ay ilaç verilmez. PSA değeri tedavisiz geçen dönemde yine artmaya başlarsa, ilaç tedavisi yeniden başlatılır. Hormon tedavisi eninde sonunda etkisini kaybedecektir. Bu yöntemle hormon tedavisinin etkisini kaybetmeye başlamasını geciktirmek amaçlanmaktadır. Standart bir yöntem değildir. Bu yöntemin avantajlarından biri, tedavisiz geçen dönemlerde hasta, ilaçların yan etkilerinden kurtulmuş olur.

İlerlemiş hormon tesir etmeyen prostat kanserinin tedavisi:

Hasta sadece LHRH agonisti alırken PSA yükselirse hastanın tedavisine bir antiandrojen eklenirse % 20-30 iyi yanıt alınır. Ayrıca ketokonazol, aminoglutetimit veya kortikosteroidlerin kullanılması düşünülebilir. İlerleyici, semptomatik hormon tedavisine dirençli prostat kanserinde prednizonla birlikte mitoksantron kullanımı onaylanmıştır. Bu kombinasyon ile tedavi edilen hastaların % 25’inde, sadece prednizon tedavisi alanların ise % 12’sinde ağrılar azalmıştır. Ek olarak yaşam kalitesinde de iyileşme olmuştur. Hormona dirençli prostat kanseri tedavisinde dosetaksel ile prednizonun birlikte 3 ayda bir verilmesi de FDA tarafından onaylanmıştır.

Orşiektomi:

Ameliyat ile her iki testis dokusunun alınması da ilaç tedavileriyle aynı etkiyi gösterir. İlaç tedavilerinde hastanın 3 ayda bir hastaneye gelmesi ve iğnesini düzenli olarak yaptırması gerekmektedir. Bu tedavi ise daha kolay ve daha hızlıdır. Maliyeti de son derece düşüktür. Yukarıda bu tedaviyle aynı etkiyi gösteren hormon tedavilerinin bir aylık maliyetlerini gösterdim. Hormon tedavisinin bu tedaviyle kıyaslandığında çok pahalı olduğu görülmektedir. Aynı zamanda hastanın her gün ilaç alması ve üç ayda bir iğne yaptırması gibi sıkıntılar da ortadan kalkar. Hastanın kendini psikolojik olarak rahat hissetmesi için yalnızca testis dokusunun içi boşaltılarak da bu ameliyat yapılabilir. Hayaların alındığı bu işleme orşiektomi denir. Bu ameliyat ile erkeklik hormonunun ana kaynağı ortadan kaldırılmış olur. Eğer hasta diğer sağlık nedenleri ile hormon tedavisini tolere edemiyorsa, ilaçlarını düzenli olarak alamıyorsa, uygun hastalarda bu yöntem tercih edilebilir. Uygun olmayan henüz genç hastalara bu işlem yapılmamalıdır.

Hormon tedavisinin yan etkileri:

Cinsel istek kaybı, iktidarsızlık, ateş basması, kilo alma, bulantı, yorgunluk ve memelerde az da olsa büyüme, hassasiyet,  kemik ve kas erimesi, kansızlık gibi yan etkiler gelişebilir. Orşiektomi de yapılsa aynı yan etkiler görülebilir. Hormon tedavisi durdurulduğunda bu şikayetler ortadan kalkar. Sadece antiandrojen ilaçlar kullanılırsa kemik erimesi görülmez.

Kemoterapi :

Kemoterapi prostat kanserinin tedavisinde çok az etkilidir. Yapılan çalışmalar daha etkili ilaçların bulunması yönünde devam etmektedir. Hormon tedavisine dirençli hastalarda ağrıların dinmesini sağlar. Düşük ihtimalle kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatır. Yan etkileri göz önüne alınıp, kar zarar hesabı yapılarak kullanılabilirler. Damardan sıvı şeklinde veya hap olarak verilebilirler.

Soğuk terapi (Kriyoterapi) :

Prostat dokusu dondurularak kanser hücreleri öldürülür. Ultrason yardımıyla prostat içine yerleştirilen çubuklar sıvı nitrojen ile doldurulur. Prostat dokusu donar ve kanser hücreleri parçalanır. Tekrar uygulama gerektirebilir. Uygulanan sağlık merkezi azdır. Bu yöntem için kanser prostatta sınırlı olmalı, cerrahi veya radyoterapiye dayanılamayacak kadar sağlıksız olunmalı, hasta cerrahiyi veya radyoterapiyi istemiyor olmalıdır. Bölgesel bir nüksetme olduğunda da kriyoterapi uygulanabilir. Bu yöntemin de yan etkiler doğurma oranı yüksektir. İdrar yapamama, idrar tutamama, kalın barsakta fistül ve iktidarsızlığa yol açar. Bu yöntemin oldukça yeni bir yöntem olması, yaygın kullanılmaması, ilk denemede tüm kanser hücrelerini öldürmemesi, uzun dönem sonuçlarının bilinmemesi bu  tedavi yöntemi ile ilgili handikaplardır. Bu metodun değeri ve başarısı henüz tam olarak belli değildir, çünkü şimdiye kadar uzun vadeli gözlemler mevcut değildir.

Işın terapisi ile hipertermi :

Prostat kanserinin tedavisinde harici ışınlama ile birlikte prostatın ısıtılması birlikte kullanımı denenmektedir. Kanser hücreleri aşırı ısıtma sonucu, ışın tedavisine karşı hassaslaşırlar. Isıtma işlemi için ultrason yardımıyla metal çubuklar sonbarsaktan prostatın içine yerleştirilir ve bir manyetik alan altında ısıtılır. Isıtma işlemi narkoz verilerek yapılır. Bu şekilde prostatta 42 ve 48 derece arası sıcaklıklar elde edilebilir. Sekiz hafta boyunca, toplam altı ısıtma tedavisi ışınlamayı tamamlar. Bu kombinasyon ile daha iyi uzun vade neticeleri elde edilip edilmeyeceği beklenilmek zorundadır. Bununla ilgili henüz çok az tecrübeler mevcuttur. Sadece hipertermi uygulaması, prostat kanseri tedavisinde yeterli olmamaktadır.

HIFU tedavisi:

Yeni bir tedavi yöntemdir. Narkoz altında uygulanır. Ultrason ile makattan girilerek prostat dokusu yakılır. HIFU daha çok, kötü genel sağlık durumu veya diğer hastalıkları yüzünden ameliyat edilemeyen veya ameliyat olmayı reddeden, prostatla sınırlı kanserleri olan hastalar için uygundur. Önceden uygulanan ameliyat, ışınlama veya hormon terapisi gibi tedavilere rağmen; lokal bir nüksetme olursa, HIFU uygulanabilir, ama komplikasyon oranı yüksektir. Bu yöntemde, yok edilemeyen tümör kalıntıları, idrar yapamama, idrar tutamama, sertleşme problemleri ve sonbarsakta fistüller gibi yan etkiler meydana gelme oranı yüksektir. Prostatın habis olmayan büyümelerinde bu metot artık uygulanmazken, habis tümörlerin tedavisindeki yeri henüz tam olarak belli değildir, çünkü şimdiye kadar yeterince uzun vadeli gözlemler yoktur.

Gen terapisi ve bağışıklık terapisi:

Gen terapisi ve bağışıklık terapisi gibi stratejiler de araştırılmakta, ancak gelişmenin çok erken safhasındalar ve faydaları olup olmadığına dair henüz pek bir şey söylenemiyor. Pratik tedavide halihazırda bir rol oynamamaktadırlar.
Prostat kanserinin moleküler biyolojik nitelikleri olan önemli “anahtar molekülleri” ve “anahtar genleri” araştırıldığı ve fonksiyonları tanındığı ölçüde, bu tür hamleler de gerçek tedavi imkanları haline gelebilir. Birçok erken safhada fark edilen, habis olmayan ve “taşıyıcısını“ belki de hiç bir zaman ciddi anlamda tehlikeye sokmayacak prostat kanserlerinin olması yönünden bakıldığında, bu tür yöntemlerin, bir zaman gelip de, ameliyata bir alternatif oluşturabilecekleri ümidi vardır.
Bu araştırma hamleleri, şimdi hasta olanlar için ne yazık ki çoğunlukla henüz doğrudan doğruya neticeler doğurmamaktadır.

Hastalığın takibi nasıl yapılır:

Günümüzde prostat kanserinden müteessir birçok erkek, tümör hücrelerini tamamen almak veya yok etmek başarılamasa dahi, çok uzun yaşamaktadırlar. Hastalık; şayet tümör tamamen çıkarılmış olsa da ameliyat, ışın tedavisi veya hormon tedavisi sonrası da, tedavinin yan etki ve sonuçlarını görmek için, hastalığın yeniden belirmesi ve gelişimini teşhis etmede sürekli kontrol altında tutulur.
İlk iki sene içerisinde her üç ayda bir, daha sonra altı ayda bir, daha sonra da senede bir defa muayeneler yapılması gerekir. Hasta makattan muayene edilir ve PSA değeri ölçülür. Işınlamadan sonra uzun aralıklarla, ilki bir sene sonra olmak üzere, prostat biyopsisi yapmak uygun olabilir. Eğer hastalığın ilerlediğine dair belirtiler görülürse, örneğin PSA değerinin sürekli yükselmesi gibi, ek olarak ultrason ve röntgen muayeneleri, biyopsi ve kemik sintigrafisi uygulanır.
Küçük ve az saldırgan tümörlü olup ilk önce herhangi bir tedavi uygulanmayan hastaların muayene programı da yukarıda belirtilene benzer şekilde uygulanır.
Radikal prostat ameliyatından sonra hastalığın tekrar belirmesi, PSA değerinin yükselmesinden anlaşılır. Bu değer, prostat ve tümör dokusunun tamamen alınmasından sonra, birkaç hafta içerisinde hemen hemen hiç tespit edilemeyecek düzeye düşmelidir.
Prostatın ışın tedavisinden sonra çoğu zaman geriye prostat dokusu kalır ve PSA değerinin tabana düşmesi bir sene, bazen de daha fazla sürebilir. Ama burada da kandaki PSA değerinin belirgin artışı muhtemel bir tümör büyümesine işarettir.

Ameliyat ve ışın tedavisi akabinde PSA yükselmesi halinde ne yapılabilir?

Tümörün biyolojik özelliklerine, habisliğin derecesine, tümörün yayılmasına ve ilk tedaviden önce PSA değerinin ne kadar olduğuna bağlı olarak, bir kısım hastada tedavi ilk etapta başarılı olsa dahi, PSA değerinin yeniden yükselmesi beklenmelidir.

Eğer ölçülen PSA değeriyle uygun bir teşhis bağdaşmıyorsa, bu duruma “biyokimyasal nüks“ denir. PSA değeri,  vücutta tekrar aktif tümör hücrelerinin bulunduğuna dair bir emare verir. Ancak tümör hücrelerinin nerede oldukları ve nasıl davranacakları bilinemez. PSA yükselmesinin sebebi; prostat çevresinde veya eski prostat çevresinde yeniden bir tümör büyümesi veya uzak yayılımların  gelişimine bağlı olabilir. PSA değeri tekrar çok çabuk yükselirse ve eski tümörün büyüklüğü ve yayılma derecesi fazla idiyse, uzak metastazların gelişmiş olması ihtimali artar. Eğer PSA yükselmesi çok yavaş olursa ve hastada semptom veya tümör büyümesine dair işaretler olmazsa, bu durumda bir tedaviye gerek olup olmadığı ve hastalığın seyrini etkileyip etkilemeyeceği belli değildir. Önemli olan PSA yükselmesinin arkasında yatan sebebin, ameliyattan sonra lokal bir nüks olup olmadığının araştırılmasıdır. Bölgesel bir nüks durumunda erken safhada ışınlama tedavisi yapılması gereklidir. Ancak ışınlama tedavisinden sonra lokal bir nüksetme meydana gelirse, tekrar ışınlama tedavisi yapılmaz. Bu durumda yapılacak bir ameliyat ise komplikasyonlara sebebiyet verir. Bu yüzden çoğunlukla ışınlama sonrası PSA yükselmesinde hormon tedavisi uygulanır.

Genellikle kemiklerde olmak üzere, metastazlar saptanırsa, bu durumda da hormon tedavisi uygulanır. Ancak böyle bir teşhis 20 ng/ml altında olan bir PSA değerinde nadirdir. Hormon tedavisine hemen mi yoksa gecikmeli mi başlanması gerektiği ve PSA değerinin hangi seviyesinden itibaren tedavi etmek zorunluluğu olduğu da tam bilinmez.  PSA ikiye katlanma süresi bir karar verme kriteridir. Bu süre kısaldıkça, daha erken tedaviye başlanması tavsiye edilir. Tedaviye erken başlanması kadar, beklemenin de avantajları vardır.  Bir tarafta erken tedavi hastalığın seyrini olumlu yönde değiştirebilir, diğer tarafta geciktirilen tedavide yaşam kalitesi daha iyidir, ayrıca yan etkileri de yoktur. Belki beklemenin yaşam süresine de etkisi yoktur.
Yükselen PSA değerinin yanına başka semptomlar da eklenirse, tedavi bunlara göre ayarlanır.
Metastazların yol açtığı ağrıların yanı sıra kemik kırılması tehlikesi de olur, bu da omurga bölgesinde felç tehlikesini beraberinde getirir.

Tümör büyümesi nedeniyle oluşan komplikasyonların tedavisi :

İlerlemiş safhadaki prostat kanserlerinin sıkça yol açtığı kemik metastazları,  ağrılara ve kemik kırılma tehlikesine yol açar. Metastazların ışınlanması yoluyla, kırılma tehlikesi ve ağrılar genellikle önlenebilir ve kemik tekrar sağlamlaşır.
Taşıyıcı kemiklerde yaygın metastazlar olduğunda, sonradan ışınlama ile birlikte stabilize edici bir ameliyat gerekli olabilir. Bu örneğin omurilik bölgesindeki metastazlar için geçerlidir, çünkü omuriliğe basınç olduğunda felç tehlikesi vardır.
Bisfosfonat maddesinin verilmesi, kemik metastazlarından dolayı doğabilecek tehlikeleri azaltabilir. Bisfosfonatlar kemiklerin öz maddelerine yerleşirler ve kemik dokusunu azaltan hücreleri frenlerler. Gerçi prostat kanserlerinin metastazları genellikle kemik yapıcıdır ve kemik eritici değildir, ama en azından yeni bir madde ile bu tedavinin kemik kırılmalarının doğurduğu komplikasyonları ve kanda yükselen kalsiyum değerlerini etkili bir biçimde düşürdüğü, gösterilebilmiştir. Aynı zamanda metastazların yol açtığı ağrılar da hafifler.
Prostatta tümörün büyümesine bağlı idrar yapamama, idrar boşaltma güçlüğü varsa TUR-P ameliyatı yapılarak idrar yolu açılabilir.

Terapi neticelerinin tedavisi :

İdrarını tutamama

Operasyonla prostatın alınmasından sonra birçok hastada oluşan idrarını tutamama hali genellikle birkaç hafta veya birkaç ay içerisinde kaybolur, ama bazı erkeklerde devamlı da kalabilir.  Az miktarda idrarın kontrolsüz akması normaldir. Bunun sebebi, idrar torbasının kapama mekanizmasının ameliyatla zarar görmesidir. Kontrolsüz idrar akması, özellikle bedensel zorlamada, öksürürken veya hapşırırken olur. Bu nedenle bunun adına stres altında idrar tutamama denir. Bu hastaların sürekli, düzenli olarak kalça tabanı jimnastiği yapması faydalı olur. Elektrostimulasyon yani elektrotlarla uyarma metoduyla da kalça tabanı kasları uyarılır ve kapama fonksiyonunu çalıştırmak için kullanılır. İrade dışı kaçan idrar için emici bezler veya kondom şeklinde idrar toplayıcılarda kullanılabilir. İdrarı tutamama halinde cilt tahrişleri, egzama ve idrar yolu enfeksiyonu riski her zaman mevcuttur.
Ağır ve kalıcı idrarını tutamama hallerinde, çeşitli operatif metotlar muhtemelen iyileşme sağlayabilir. Örneğin idrar torbası boğazının etrafına kolajen enjekte ederek veya idrar borusunu gerektiğinde kapatabilmek için, testis torbasına yerleştirilmiş ufak bir pompa ile şişirilen veya boşaltılan karın içine yerleştirilmiş sıvı hazneli bir manşetin koyulması gibi penil sfinkter ameliyatları yapılabilir. Bu hastalarda idrarı tutamama haline karşı ilaçla etkili bir tedavi mümkün değildir.
Işınlama tedavisinden sonra idrar torbasının sürekli uyarılmasından dolayı, sürekli idrar yapma hissi meydana gelebilir. Bu durum ilaçla idrar torbasının sakinleştirilmesi veya idrar torbasının yıkanması yoluyla bazen başarılı olarak tedavi edilebilir. Burada daha çok sürekli idrar yapma hissi vardır. Stres altında idrar tutamamada ise idrar stres ve baskı altındayken akar.

İktidarsızlık

Radikal prostat ameliyatı sonucu prostatın alınmasından sonra hastaların çoğu sertleşme kabiliyetini kaybederler. Ama sinirleri muhafaza eden bir ameliyattan sonra da bir hasta iktidarsız olursa, bunlar psikolojik faktörlere bağlı olabilir. Tümör ameliyatlarından sonra cinsel hayatın etkilenmesi pek ender bir durum değildir. Ameliyattan sonra idrar tutamama hali varsa, bu durum da cinsel isteği azaltır ve iktidarsızlığa yol açabilir.
Bu sertleşme bozukluklarını tedavi edici ilaçlar mevcuttur. Yalnız bu ilaçların etki edebilmesi için kısmen de olsa sinirlerin korunmuş olması gerekir. Sinir bağları tamamen kesildiyse bu ilaçlar da etkisizdir. Gerekli görüldüğünde hastaya penis protezi konarak sertleşme sağlanabilir.
Işın tedavisi de sertleşme zayıflığına yol açabilir. Bu hastalar ilaçlardan fayda görebilirler.
Hormon tedavisi de çoğu zaman cinsel isteğin azalmasına yol açar. Bu durumda da çoğu erkekte sertleşme problemleri baş gösterir. Bu hastalarda iğne tedavisi ile sertleşme sağlanabilir.

İdrar torbası ve sonbarsağın ışın tedavisi sonrası iltihabı

Modern ışınlama teknikleri yardımıyla uygulanan ışın tedavisi, günümüzde iyi hazmedilebilir bir tedavi yöntemi olarak tanımlanabilir ve pek ender hallerde kronik ışınlama hasarlarına rastlanmaktadır. Sonbarsağın ve idrar torbasının ışınlamaya karşı akut iltihaplanma reaksiyonu göstermelerine sıkça rastlanır, ama bunlar hemen hemen her defasında olumsuz etki bırakmadan iyileşir.
Ender hallerde kronik idrar torbası iltihabı oluşabilir. Bu durum da idrar torbası dolu olduğu zaman çok ağrı olur ve kolayca kanayabilir. Ağrı dindirici ve kramp çözücü ilaçlar bu hususta hafifleme sağlar. İdrar torbasını enfeksiyonlardan korumak amacıyla, iltihap frenleyici ilaçlarla idrar torbası düzenli aralıklarla yıkanır. Bir enfeksiyon belirtisi halinde derhal antibiyotik verilmelidir. Şua tedavisine bağlı kronik idrar torbası iltihabı, idrar torbasının küçülmesine yol açabilir. Aşırı hallerde idrarın sonda ile boşaltılması, bazı hallerde de idrar torbasının ameliyatla alınması gerekir.
Seyrek olmakla beraber sonbarsağın kronik iltihabı halinde (Proktitis), apseler oluşabilir, bazı hallerde fistül de oluşabilir. Proktitis hallerinde antibiyotik ve destekleyici tedaviler yapılır.

Ağrı tedavisi

Prostat kanserinin ilerlemiş safhalarında bulunan hastalar için çoğu hallerde, tümörden ziyade, hissedilen ağrıları ön plandadır ve hastaların hayat kalitelerini daha fazla etkilemektedir. Ağrıyla etkili mücadele böyle hallerde en önemli önlemlerden birini oluşturur. İyi bir ağrı tedavisi, her zaman için hastanın kişisel ağrı durumuna göre ayarlanmalıdır. Bugün mevcut ilaçlar ve metotlarla tümör ağrıları çoğu hallerde iyice hafifletilebilmektedir.
Tabletlerle tedavi ön plandadır. Ağrı şiddetine göre çeşitli ilaçlar kullanılabilir, gereken hallerde kombinasyon da yapılabilir. Şiddetli ağrılarda opioid kullanılır. Bunlar morfin ürünleri olup en etkili ağrı ilaçlarıdır.  Ağrı tedavisinde ilaçların ağrılar tekrar başladıktan sonra değil, önceden tespit edilen zamana göre alınması önemlidir.
Şayet ağrılar çok şiddetli ise ve tabletler artık etkili olamıyorsa, opioid ilaçların direkt omuriliğin içine verilmesi de mümkündür.
Ağrıya yol açan kemik metastazları hallerinde hedefe yönelik ışınlama ağrıda hafifleme sağlar. Yaygın kemik metastazlarına bağlı oluşan ağrılarda, radyonüklid tedavisi vererek ağrıda hafifleme sağlanır.
Kemik metastazlarında bifosfonat verilmesi de ağrı bakımından etkilidir ve buna ilaveten kemik dokusunun erimesini frenleyebilir.

Özet olarak; evreye göre tedavi seçenekleri:

Evre 1 ve evre 2 gibi erken evre prostat kanserleri; ameliyatla (radikal prostatektomi) veya şua tedavisi ile tedavi edilirler. Uygun hastalarda hiçbir tedavi uygulanmadan hasta takip de edilebilir. Ameliyat veya ışın tedavisi aynı etkiyi gösterir. Hangisinin uygulanacağına hastanın genel durumu değerlendirilerek karar verilir.

Evre 3 ileri evre prostat kanserlerinde ameliyat tedavisi yeterli olmaz. Ameliyat sonrası ışın tedavisi eklenir. Genellikle pelvik lenf bezi çıkarılması da ameliyat sırasında yapılır. Radyasyon tedavisine hormon tedavisi de eklenebilir. Ameliyat yapılmayıp, sadece ışın ve hormon tedavisi de uygulanabilir. Eğer hasta ameliyat veya ışın tedavisi alamayacak durumda ise sadece şikayetlerini geçirebilmek amacı ile destek tedavisi verilebilir ki buna palyatif tedavi denir. Palyatif amaçlı olarak radyasyon, hormon tedavileri, kriyocerrahi ve transüretral rezeksiyon gibi tedaviler uygulanabilir.

Evre 4’de kanser kemiklere yayılmıştır (metastaz). Tedavi şikayetleri hafifletmek ve kanseri geçici olarak geriletmeye yönelik olarak yapılır. Kemik metastazlarının tedavisinde radyasyon tedavisi gerekebilir. Işın tedavisi kemik ağrısı şikayetlerini azaltacaktır. Hormon tedavisi de yapılabilir. Kansere bağlı idrarı zor yapma şikayeti varsa hastaya TUR-P ameliyatı yapılabilir. Eğer hasta yaşlıysa, başka ciddi tıbbi rahatsızlığı da varsa ve hastanın kansere bağlı başka önemli bir şikayeti de yok ise, mevcut olan tedavi seçeneklerinin yan etkilerini bu durumda kaldıramayacağı düşünülerek hasta tedavisiz de izlenebilir. Eğer hastanın şikayetleri devam ediyor ve hormon tedavisine yanıt alınamıyorsa hasta tedavide umut vadeden, sistemik kemoterapi içeren klinik çalışmalara dahil edilebilir.

Nüks hastalıkta;  tedavi seçimi hastanın önceden hangi tedaviyi aldığı gibi pek çok faktöre bağlıdır. Eğer hastanın önceden ameliyatla prostatı alınmışsa ve kanser yine aynı bölgede ve küçük bir alanda geri gelmişse ışın tedavisi verilebilir. Eğer hastalık vücudun diğer bölgelerine sıçramışsa hormon tedavisi uygun olacaktır. Bu aşamada kemik ağrısı gibi hastalığa bağlı şikayetleri geçirmek için radyasyon tedavisi veya kemoterapi de verilebilir.