Çocuklar Deprem Gibi Büyük Felaketlerden Nasıl Etkileniyor?

Her çocuğun biricik olduğunu düşünürsek depreme verilen yanıtların da kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini söyleyebilirim. Bazı çocuklar için travmatize olmadığı için herhangi bir tepki vermeyebilirler. Ancak, yaşamın herhangi bir dönemindeki çocuğun çoğu doğal afetler sonucu oluşan korku, dehşet ve çaresizlik duygularını yaşayabilmektedir. Bu gibi semptomların yanı sıra deprem sonrasında çocukların sahip olduğu “Dünya güvenilir bir yerdir.” algısında “güvensizlik hissi” yaratabilir. Ancak çocuklar bulundukları gelişimsel düzey ve yetersiz yaşam tecrübeleri nedeniyle doğal afetleri yetişkinlerden farklı yorumlayıp farklı bazı tepkiler geliştirebilirler. Doğal afetlere bağlı olarak yaşanan travma çocukluk döneminde rastlanan stres döneminden farklıdır. Çocuğun zihinsel ya da fiziksel olarak olaya hazırlanması mümkün değildir. Çocuk için algılanan bu durum sıra dışı ve bilinmezliğe dair bir dehşet hissi yaratır. Travma üzerinden çok uzun süre geçse bile belirli ışık, ses, koku hatta lezzetler bu deneyimi etkili biçimde hatırlatabilirler. Hafif bir gürültü bile çocuğun tüm travma yaşantısını hatırlamasına neden olan tetikleyici rolü üstlenebilir. Bazen çocuk sevdiği bir şeyle uğraşırken bile bu şekilde tetiklenebilir. Travma sonrasında görülen tetikleyici faktörler sadece korku ve endişe ile sınırlı değildir. 1988 Ermenistan depreminden sonra çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada çocukların titreşimden, yeni bir depremden, karanlık, yalnızlık, ölüm, yabancılar ve hayvanlardan korktukları saptanmıştır.

Yetişkinlerden farklı olarak deneyimledikleri problemler neler?

Yaşanılan doğal afet çocuğu bir süre ebeveyninden ayırabilir. Bu ayrılık çocuğun endişelenmesine ve kendisini savunmasız hissetmesine sebep olabilir. Bu sebeple, çocuk bu olayın yinelenebileceğinden ve bu sefer ailesini bulamamaktan korkabilir. Doğal afete bağlı olarak yaşanan travmadan sonra küçük bir çocuk, bir sonraki beslenme ihtiyacını nereden ve nasıl geleceği noktasında endişe duymazken en sevdiği oyuncağını kaybettiği için endişelenebilir. Tetikleyici hatıralar birer fotoğraf karesi gibi görsel ve duyusal bilgiyi dondurarak geçmişteki imge içine yerleştirir. Çocuklar bu hatıraları yaş ve ortam nedeniyle her zaman sözel olarak dile getiremeyebilir. Bu hatıralar , çocukların oyunlarında, olaylara ya da travmayla ilgili kişilere verdikleri tepkilerde çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Elbette ki farklı yaş dönemine göre çocuğun farklı tepkiler verebileceğini söyleyebiliriz. Bazı çocuklar sık soru sorabilir, oyunlarını yineleyebilirler. Kazanılmış becerilerde gerileme (regresyon) görebiliriz. Altını ıslatma, parmak emme gibi. Ebeveynleriyle sürekli birlikte olmayı dileyebilirler. Dikkat, odaklanma, iştah, uyku güçlükleri yaşayabilirler. Bu süreci çok yoğun deneyimleyen çocuklarda; travma anıyla ilgili sahneleri zihninde tekrar canlandırma, kaçınma davranışları sergileme, aşırı hareketlilik ya da tam tersi kapanma, içe dönme davranışları sergileme, sürekli tetikte olma, dehşet oyunlarında takılma gibi durumlar gözlemlenebilir. Böylesi bir durumda uzman desteği almak oldukça önemlidir. 

Deprem bölgesindeki çalışmalar yapan gönüllü ve görevlilere depremzede çocuklara yaklaşım konusunda neler önerirsiniz?

Aslında çok sorulan ve yanıtı da değişken bir soru. Çünkü yanıt bir yandan çocuğun yaşı, kapasitesi, psikolojik dayanıklılığı gibi kendi özelliklerine bağlıyken bir yandan da depremi nerede ve ne şekilde yaşamış olduğu, ne kadar etkilendiği gibi deprem deneyimine göre çok farklılaşır. Hatta bu saydıklarımızın çeşitli bileşimlerine göre değişir. Benzer özellikte iki çocuk benzer deprem deneyiminde bile çok farklı etkilenmeler yaşayabilir. Bir çocuğun travmatize olup tedavi gerektiren durumu, yanındaki bir başkası çok daha hafif atlatabilir. Yani her çocuk gibi deprem deneyimi de biriciktir. Her örnek kendi içinde değerlendirilmelidir. Her derde deva formüller olmadığı gibi her deprem yaşayan çocuk travmatize olur da diyemeyiz. Dolayısıyla burada genel geçer doğrulardan söz ettiğimizi belirtmek isterim.Hem bireysel hem de toplu olarak yaşamı tehdit eden, insanın değer verdiği her şeyi yitirme riskini ifade eden deprem yaşantısı sonrasında ortaya çıkan ruhsal belirtilerin yakınmaların; niceliği, niteliği, şiddeti, süresi, yaş, cinsiyet, kişilik yapısı ve içinde yaşanılan yakın çevre koşulları ile yakından ilişkilidir. Çocuğun yaşadığı felaketin, acının, sosyal çevresinde yer alan iki önemli kurum olan aile ve okul tarafından anlaşılması, paylaşılması, kaynaklardan alacağı destek, dayanışma ve yardım yaşadıkları ile baş etmesinde ve hayatına devam etmesinde son derece önemlidir. Çocukları dinlemek ve duygularını onaylamak oldukça önemlidir. Çocukların depremden sonra pek çok soruları ve endişeleri olabilir. Çocuklarla iletişim kurarken ; Bir şey yok, hiçbir şey yok, korkma, sakin ol’ gibi mevcut durumu inkâr eden söylemlerden uzak durulmalıdır. Çocuğa neler olduğu basitçe açıklanmalı kısa ve somut ifadelerle durum açıklanmalıdır. Çocukların duygularını ifade edebilmeleri için sanat, müzik veya diğer yaratıcı etkinliklerle durumu ve duygularını ifade etmeye teşvik etmek önemlidir. 

Bu süreç, depremi ikincil olarak deneyimleyen çocuklar için de oldukça zordu.Depreme birincil olarak maruz kalmayan çocuklara yaklaşım nasıl olmalı?

İkincil travma, adından da anlaşılacağı gibi travmatik olaya doğrudan maruz kalan değil, olaya şahit olan ya da yazılı-görsel medya aracılığıyla olayı izleyen kişilerin “travmatize” olması anlamına gelmektedir.İkincil travmaya maruz kalan çocuklarda birincil travmaya maruz kalmış çocuklarda olduğu gibi benzer semptomlar görülebilir. Kaygı, korku, çaresizlik ve mutsuzluk gibi duygular ağır basar. Eğer bir çocuk izlediği haberlerden, duyduklarından veya ebeveynlerinin kontrol edemediği yoğun duygularından çok fazla etkilendiyse yetişkinlerden gelecek mantıklı ve sözel açıklamaları dinleyecek durumda olmayabilir. Bu noktada yapılabilecek ilk şey “çocuğa izin verdiği ölçüde temas edebilmektir.” Sarılmak, omzuna dokunmak, belki el ele tutuşup, çocuğun mesafesine inip gözlerine bakarak ben buradayım, senin yanındayım ve şu an güvendeyiz gibi şefkatli ses tonu, kısa ve net ifadelerle onun yanında olunduğunun belirtilmesi duygusunu düzenleyebilmesine, kaygısı ile baş edebilmesine yardımcı olacaktır.Çok korktuğunu görüyorum, bu durum seni mutsuz hissettiriyor” gibi cümleler kurarak ebeveynler çocuklarının duygusunu anladıklarını onlara gösterebilmelidir. Burada “Ben de korktum ve çok şaşırdım gibi” kendi duygularını da yalın ve sade ifadelerle çocuklara açmak daha çok etkili olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken asıl konu “Bir daha asla böyle bir şey yaşanmayacak” şeklinde tutulması mümkün olmayan sözleri çocuğa söylememek gerekir, çünkü çocuklar tekrar bir deprem yaşandığında ebeveynlerine dair güvensiz hissedebilir ve öfkelenebilirler.Bir diğer önemli nokta ise evdeki rutinlere devam edebilmektir. Çocuklar anne ve babasını rol model alırlar. Anne ve baba rutinlere devam edebiliyorsa, evdeki durum stabil devam edebiliyorsa çocuk da daha kolay adapte olabilecektir, özellikle bu gibi durumlarda çocukların yemek yeme, uyku gibi rutinlerini bozmamak gerekir özellikle uykuya geçiş aşamasında iyileştirici hikayeler okuyarak çocuklara duygusal destek verilebilir.

Çocuklardan gelen doğal afetler ile ilgili soruları cevaplarken aileler nelere dikkat etmeli? 

Çocuğu sakince dinlemeliyiz. Sorgulamadan, yorum yapmadan, önerilerde bulunmadan, teselli etmeden, anlattığı kadarını dinlemek ama sadece ve sakince dinlemek en uygunudur.Öncelikle, ayrıntıya girmeden yanıt verilmeli. Depremin bir doğa olayı olduğu, yer kabuğunun hareketlerinden kaynaklandığı, aslında korkutucu olsa da kendi başına çok da tehlikeli ve zarar verici olmadığı; doğru yerlere, uygun binalar yapılır, gerekli önlemler alınırsa büyük bir zarar görmeyeceğini, kısa ve basit cümlelerle, ayrıntıya girmeden anlatılmalı, çocuk sordukça ve onun sorularıyla sınırlı olarak ayrıntılandırılmalıdır. Örneğin; “Dünyamız yemyeşil ormanları olan, masmavi denizleri olan bir gezegen… Biliyor musun çok uzun zamandır burada insanlar yaşıyor… Hayvanlar yaşıyor… Bitkiler yaşıyor… Burada çocukların oynayacakları parklar var, yiyecekleri meyveler var…” gibi iyi hissettirecek bir başlangıç yaparak ardından “Dünyamızın hareketleri var… Dünya güneşin etrafında döner… Kendi etrafında da döner… Deprem de dünyanın hareketlerinden biri. Dünyanın sallanması, yani deprem nadiren olur. Geçtiğimiz gün de böyle bir deprem oldu” gibi süreci aktarabilirsiniz. En çok yapılan hatalardan bir tanesi deprem ile ilgili korkulacak bir şey yok diyerek üzülme mesajı vermektir. Halbuki deprem korkulacak bir şeydir. Duygusunu anlayabildiğimizi çocuğumuza yansıtmak oldukça önemlidir. ‘’Evet, haklısın korkutucu bir süreç yaşıyoruz, ama şimdi uygun ortamdayız, güvendeyiz ve benim de korkum giderek azalıyor. Bundan sonra çocuğa güvence vermek, duygularına eşlik etmek, umut aşılamak çok önemli.


Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu