Obezite

Aşırı kilo ve obezite, prevelansı endişe verici biçimde giderek artmaya devam eden, birçok sağlık problemi ile ilişkilendirilen küresel bir problemdir.

Literatürde “başarılı kilo kaybı‟, kişinin bilerek ve isteyerek beden ağırlığının en az yüzde onunu kaybetmesi ve bunu bir yıl süreyle koruması şeklinde tanımlanmaktadır.

Diyet yapmakla ilgili araştırmaların gözden geçirilmesi, diyet yapanların üçte biri ile üçte ikisinin, yeni kiloyu sürdüremediklerine, verilmiş kiloları aynen ya da çok daha fazlasıyla geri aldıklarına işaret etmektedir.

Obeziteli bireylerin büyük çoğunluğu yaşam tarzına dayanan kilo kaybını uzun zaman sürdürememektedir.

Dolayısıyla kilo kaybının getirdiği yararlara ulaşamayan hasta sayısı, ulaşanlardan daha azdır.

Yiyecek ve yemek yemenin genellikle birbiriyle çelişkili duygularla biraradalık gösterdiği görülür. Bir yandan keyif ve hoşlanma diğer yandan endişe ve suçluluk yaşanır. Suçluluk her ne kadar davranış değişikliği için motivasyon potansiyeli taşıyor gibi görünse de, çaresizlik ve kontrol kaybı duygularına da yol açabilmektedir.

Verilmiş kilolarını geri alan bireylerde özdeğerlerini kilo ve şekille değerlendirme, kilo kontrolü konusunda umursamazlık ve siyah-beyaz tarzında düşünme biçimlerini bildirmektedir.

Bazı çalışmalara göre başarılı kilo kaybı depresyonun düşük seviyede olması gibi psikolojik faktörlerle yakından de ilişkilidir.

Bunlar ile birlikte, kronik hastalıkların görülme sıklığı da artmaktadır. Obezite prevalansını etkileyen etmenler arasında; kalıtım, yaş, cinsiyet, besin tüketimi ve beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve/veya alışkanlıkları, sosyo-ekonomik ve kültürel etkenler ile fiziksel aktivite düzeyi yer almaktadır. Sosyo-ekonomik gelişime paralel olarak, çevresel ve davranışsal değişiklikler özellikle gelişmiş ülkelerdeki obezite prevalansının artmasında önemli bir etkendir.

Beslenme: Obezitenin nedeni olarak öne sürülen açıklamalar arasında en belirgin olanı normalden fazla besin tüketimidir. Pozitif enerji dengesinin sağlanmasında, beslenmenin rolü çok büyüktür. Vücudumuza almamız gereken enerjiyi(kcal) oluşturan besin öğelerinin oranı önemlidir. Yüksek yağ içerikli diyet tüketimi ile obezite arasında pozitif bir ilişki vardır. Benzer şekilde diyetin özellikle basit karbonhidrat oranının yüksek olması, fazla alınan enerjinin vücutta yağa dönüşüp depolanması ile vücut ağırlığının artışına neden olmaktadır. Öğünlerde ve öğün aralarında yağlı-karbonhidratlı besinleri normalden fazla tüketmek, öğün atlamak, hızlı yemek ve aşırı alkol tüketmek obezitenin oluşumuna ciddi zemin hazırlamaktadır.

Çevre: Obezite gelişiminde genetiğin etkileri kanıtlanmış olsa da son yıllardaki obezite görülme sıklığındaki artışta çevresel etmenler önemli rol oynamaktadır. Beslenme, fiziksel aktivite, sigara ve/veya alkol kullanımı obeziteye etki eden çevresel etmenler arasında yer almaktadır.

Ailesel ve etnik faktörler: Ailesel ve etnik faktörler; besin seçimi, beslenme örüntüsü, aktivite düzeyini doğrudan etkileyerek obezite etiyolojisinde rol almaktadır. Enerji alımı ve harcanmasında bireysel, ailesel ve toplumsal farklılıklar vardır. Bu durumun kökeninde genetik faktörler yer alabileceği gibi kültürel alışkanlıkların da beslenmede önemli bir etken olduğu bilinmektedir. Farklı etnik grupların toplam enerji alımı, öğün sıklığı, besin pişirme yöntemlerinde kullanılan malzemelerdeki (baharatlar, yağlar vb.) farklılık bu durumu kanıtlamaktadır.

Kimyasal çevre: Kontrol edilemeyen endüstriyel üretim sonucu hava, su ve toprak kimyasallarla kirlenmektedir. Bireyler bu kimyasallara farkında olmadan maruz kalmaktadır. Kimyasalların da obezite ve tip 2 diyabete neden olduğu belirtilmektedir.

Stres: Başta duygusal stres olmak üzere farklı stres türleri obeziteye neden olabilmektedir. Duygusal stresin depresyona neden olduğu ve depresyon hastalarının önemli bir kısmında (%10-20) vücut ağırlığında artışın görüldüğü rapor edilmiştir. Ayrıca mevsimsel depresyonun bireylerde vücut ağırlığı artışına neden olduğu bilinmektedir. Bu depresyon türü özellikle kış aylarında güneş ışığından daha az faydalanan kuzey ülkelerinde sık görülmektedir. 2020 yılında orataya çıkan covid-19 virüsü ile birlikte tüm dünya olarak evlere kapanarak hareketsiz kaldığımız ve stresimizin yüksek olduğu uzun aylar geçirdik. Bu durum insanlarda yoğun bir kilo ve stres artışına sebep oldu. Bu nedenle covid-19’a bağlı stresin obeziteye etkisi olduğunu iyi bir örnek olarak verebiliriz.

İnsülin Direnci: İnsülin direnci, pankreastan salgılanan insülin hormonunun vücutta yeterli olarak üretilmesine rağmen hücreler tarafından kullanılamaması durumudur.

İnsülin direnci olan bireylerde bilinçsiz diyet uygulamaları kilo verimini zorlaştırır ve işin içinden çıkılmaz bir hale sokar. Bu sebeple insülin direnci olan bireylerde kilo kaybı işin Uzmanı klinik diyetisyenler ile beraber götürülmelidir.

Tip 2 Diyabet (Şeker Hastalığı): Vücut mekanizmasının kusursuz bir şekilde çalışabilmesinde glikoz/kan şekeri önemli bir rol oynar. Normal sağlıklı bir bireyde kan şekeri düzeyi 70-100 mg/ dl’dir. Yemeği yedikten sonra ilk 1-2 saat içinde kan şekeri düzeyi 140 mg/dl’yi asmadan belirli bir seviyeye kadar artar ve 2 saat içinde normal sınırlara iner. Bu değerler yükseldikçe hastalığın ve kilo kaybının kontrol altında tutulamadığı anlamına gelir. Yüksekliğinde ise “diyabet” ortaya çıkar. 

Hipertansiyon (Yüksek tansiyon): Hipertansiyon ve obezite arasında sıkı bir ilişki vardır. Obezite ileride hipertansiyon riskinin de habercisidir. Kilo artışı ile beraber kan basıncını yükselten faktörler de ortaya çıkar bu da hipertansiyona sebep olur. 

Kalp Hastalıkları: Obezite, günümüzde kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hem kilo fazlalığı, hem de obezite kardiyovasküler hastalıktan ölüm riski ile ilişkilidir Obeziteyi önlemek ve tedavi etmek, kardiyovasküler hastalıklardan korunmayı sağlar. 

Kan Yağlarının Yükselmesi: Obezitede görülen tipik lipit bozukluğu, trigliserit ve serbest yağ asitlerinin düzeylerindeki artışla birlikte eşlik ettiği HDL (iyi kolesterol) düşüklüğüdür. Sıklıkla bu bozukluklara ek olarak normal veya hafif artmış LDL (kötü kolesterol) düzeyi artışı da eşlik eder. İlk hedef LDL kolesterolü düşürmektir.

Metabolik Sendrom: Obezite, glukoz metabolizması bozukluğu, dislipidemi ve hipertansiyon gibi faktörlerinin birleşimi ise ”metabolik sendrom” kavramını oluşturmaktadır.

Safra Kesesi Hastalıkları: Obez ve özellikle insülin direnci olan hastalarda safra sıvısına salgılanan kolesterol miktarı artmaktadır. Safra kesesi duvarında biriken kolesterol safra kesesi hareketlerini yavaşlatmaktadır. Obez hastalarda taş ve iltahap oluşumunu arttıran müsin adlı maddenin salgılanması da artmaktadır. Tüm bu faktörler neticesinde obez hastalarda safra kesesinde taş oluşma ihtimali artmaktadır.

Osteoartrit: Osteoartrit, eklem kıkırdağında aşınma, ilerleyici ve geri dönüşümsüz bir dejeneratif (normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamayacak hale gelmeleri) eklem hastalığıdır. Toplumda sıklığı giderek artan obezite, osteoartrit için hastalık gelişme riski, hastalık süreci ve tedaviye yanıt yönünden değiştirilebilir bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Uyku Apnesi: Obezite (şişmanlık), obstrüktif uyku apne sendromu (OAS) gelişiminde önemli bir risk faktörüdür. Vücut kitle indeksi arttıkça OAS gelişme riski de artmaktadır. OAS genel popülasyona oranla, obez popülasyonda 30 kat daha fazla görülmektedir. Vücut ağırlığı arttıkça boyun etrafındaki yumuşak doku kitlesi de artar. Bu da soluk borusunun çapının daralmasına ve soluk borusu etrafındaki kaslarda gerginliğin artmasına yol açar. 

Karaciğer Yağlanması: Modern zamanla birlikte zararlı ürünlerin tüketimi ve fiziksel aktiviteye olan talebin azalması nedeniyle insülin direnci, kalp hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi çeşitli hastalıklara yakalanma riski artmaktadır. Türkiye’de insanların dörtte birinde görülebilen karaciğer yağlanması, karaciğerin fazla yağ üretmesi ve depolaması ile ortaya çıkar. 

Astım: Son yıllarda dünyada hem obezite hem de astım görülme sıklığı artmıştır. Her iki hastalığın birlikte artış göstermesi obezitenin mekanik etkisi, iltihap durumu, oksidatif stres, genetik ve epigenetik faktörler, yaşam tarzı ve çevresel maruziyetler gibi birtakım ortak mekanizmalar ile açıklanmaya çalışılmaktadır. 

Solunum Zorluğu: Obezite solunum fonksiyonlarının çeşitli anormallikleriyle ilişkilidir ve azalmış akciğer volümleriyle sonuçlanan solunum sistemi mekaniklerindeki değişikliklerle ilişkilidir.

Menstruasyon Düzensizlikleri: Kilo kaybı bir kadında adet gecikmesine neden olabileceği gibi, aşırı kilolu olmak da bir kadının adet döngüsünü etkileyebilir. Obezite ve kaçırılan dönemler bazen bir kadının polikistik over sendromu (PCOS) gibi tıbbi bir duruma sahip olduğunu gösterebilir.

Ruhsal Sorunlar: Bireylerde yeme davranışı içinde bulunduğu üzüntü, neşe, öfke gibi ruhsal durumlara göre değişiklik göstermektedir. Özellikle depresyon,stres durumlarında yeme miktarında artma görülebilmektedir. Benlik saygısı bireyin kendisine verdiği değerle ilgilidir. Bireyin kendisine verdiği değer benlik saygısını etkileyebilmektedir. Bireylerin obez bireylere karşı tutumları, negatif duyguların oluşmasına neden olurken benlik saygısının azalması ile olumsuz beden algısına sebebiyet verebilmektedir. Düşük benlik saygısı, beden algısı ve depresyona etki eden faktörlerin gözden geçirilerek; ruhsal durumun ve beden algısının düzeltilmesi ve benlik saygısının arttırılması için gerekli tedavilerin verilmesi gerekmektedir. 

Kas-İskelet Problemleri: Obezite kas-iskelet sitemini etkilemekte ve çeşitli romatizmal hastalıkların sıklığını ve şiddetini artırmaktadır. Ek olarak, eşlik eden obezite romatizmal hastalıklarının tedavisinde beklenilen tedavi yanıtını azaltabilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; haftada 0,5 gram ile 1 kg arasında klio vermek en sağlıklısıdır. Bu, ayda 2 ila 4 kg’a eşittir. Kilo vermek için en önemli şey vücudumuzda yağ kaybı olmasıdır. 

Kısa sürede hızla verilen kilolar yağ kaybı yerine su ve kas kaybına yol açmaktadır. Hızlı kilo verme diyeti değil, hayatınız boyunca uyguladığınız sağlıklı bir beslenme planı çok önemlidir. 

Doğru bir kilo verme süreci vücutta %80 yağ kaybı %20 kas kaybı yaratırken hızlıca verilen kilolar ise vücutta %50 yağ kaybı %50 kas kaybı yaratmaktadır. 

Genel olarak bu tür beslenme planları, yaşam tarzınıza ve sosyal aktivitelerinize göre bireysel olarak hazırlanmalıdır. Yani kişiye özgü olmalıdır. Bu durumda vücut şekli korunabilir, süreklilik sağlanabilir ve daha sağlıklı bir yaşam mümkün olabilir. 

 


Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Başa dön tuşu